Anksiyete bozukluğu, gerçek bir neden olmadan yaşanan yoğun endişe halidir. Türkçe karşılığı olarak kaygı kelimesi de kullanılır. Halk arasında ise anksiyete ya da kaygı yerine daha çok huzursuzluk, endişe, evham ve sıkıntı gibi kelimeler tercih edilir.
“İçimde bir sıkıntı var hocam, hiç gitmiyor, her zaman kötü bir şey olacakmış gibi korkuyorum. Herkes bana evham yapıyorsun, abartıyorsun diyor ama elimde değil. Keşke ben de onlar kadar rahat olsam.”
Yukarıda anksiyete bozukluğu tanısı almış bir danışanın kendisini anlatırken kullandığı ifade, anksiyete bozukluğunu oldukça iyi açıklar. Aşırı endişe, günlük yaşamı olumsuz etkileyen gerginlik, her zaman en kötüsünü bekleme ve hayatı kontrol edememe korkusu bu durumun temel özellikleri arasındadır. Kaygı bozukluklarının yaşam boyu görülme olasılığı yüksektir ve yaş ilerledikçe kaygı duyarlılığı artabilir.
Anksiyete Bozukluğu Nedir?
Anksiyete bozukluğu, kişinin günlük yaşamında sık ve yoğun şekilde kaygı yaşamasına neden olan bir ruhsal sorundur. Zaman zaman kaygı duymak insan doğasının bir parçasıdır. Ancak bu kaygı süreklilik kazandığında ve kişinin yaşam kalitesini bozduğunda artık bir bozukluk haline gelebilir.
Anksiyete Zararlı Mıdır?
Kaygı aslında bizi motive eden, başarılı olmamızı sağlayan, olumsuz durumlara karşı hazırlıklı olmamıza yardımcı olan ve tehlikeye karşı koruyan bir sistemdir. Günlük yaşamda iş, sağlık, ekonomik durum, aile ve geleceğin belirsizliği gibi birçok alanda kaygı duyarız. Hafif düzeyde kaygı, sorunlarla baş etmemizi sağlar.
Örneğin üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenciyi düşünelim. On iki yıl boyunca derslerinde başarılı olmuş ve hedefi iyi bir üniversitede tıp okumak olan bir öğrenci.
Bu öğrenci “Nasıl olsa başarılıyım, benim kaygılanmama gerek yok” diye düşünerek ders çalışmaya motive olabilir mi? Geleceğe dair hiç kaygı duymayan biri yeterince çaba gösterebilir mi?
Aynı zamanda anksiyete, bütün insanlarda bulunan ve bizi tehlikelere karşı koruyan yararlı bir alarm sistemi gibidir. Kaygı bozukluklarında bu uyarı sisteminin işleyişi bozulur. Bozulan sistem yanlış alarm verir ve kişiyi sürekli tedirgin ederek her an tehlikeli bir şey olacakmış gibi düşünmeye ve davranmaya yöneltir.
Anksiyete Ne Zaman Zararlı Olur?
“Eskiden de telaşlı, endişeli biriydim. Ama anksiyete atağı geçirdiğimden beri artık hiç dayanamıyorum. Düşünüyorum, iş yerinde saatlerce çalışırdım, yorulurdum, hiç korkmazdım. Şimdi en küçük şeyden bile korkuyorum. Yorulursam, çarpıntım olursa, nefesim kesilir gibi olursa, ya kötü bir şey olursa diye hiçbir şey yapmak istemiyorum.”
Kaygı, hayatınızı sınırlamaya başladığında, sosyal yaşamınızı kısıtladığında ve gün içinde işlerinizi sağlıklı bir şekilde yürütmenize engel olduğunda zarar vermeye başlamış demektir. Düşünsenize, “Kaygılanacağım, çarpıntım olacak ve etrafımdaki herkese rezil olacağım” diye düşünüyor ve en yakınlarınızla görüşmek dahi istemiyorsunuz.
Kaygıdan ve bedeninizde oluşan belirtilerden korkmaya başladığınızda kaygı daha da güçlenir. Kısacası kaygı normaldir; ancak kaygıdan kaygılanıyor olmak normal değildir.
Önemli bir soru şudur: Hayatının herhangi bir anında hiç kaygı duymayan kimse var mıdır? Yoksa kaygı, bütün insanlar için korku, sevgi ve üzüntü gibi ortak bir duygu mudur?
Anksiyete Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?
Anksiyete bozukluğu belirtileri kişiden kişiye değişebilse de bazı ortak işaretler vardır. Bu kişiler genellikle kaygılarının aşırı olduğunu bilir, bundan rahatsızlık duyar ama yine de kontrol etmekte zorlanırlar.
Uyku problemi yaşayabilir, gece uykuya dalamamaktan endişe duyabilirler. Sürekli kaygılı olma hali yorgunluk ve halsizliğe neden olabilir. Aynı zamanda aşırı sinirlilik, keyifsizlik ve olumsuzluklara tahammül edememe görülebilir.
Bedensel belirtiler arasında nefes alamama hissi, göğüste sıkışma, kas ağrıları, mide bulantısı ve sıcak basması gibi fiziksel şikayetler de yer alabilir.
Anksiyete Yaşamı Nasıl Etkiler?
Anksiyete bozukluğu olan bir danışanım hayatına etkisini şöyle anlatmıştı:
“Sabah kalkıyorum, vücudumu dinliyorum, çarpıntım var mı diye bakıyorum ve tam o anda huzursuzluk ve çarpıntı içime oturuyor. Gün boyu bir şey yapmak istemiyorum, dışarı çıkmak anlamsız geliyor, birileriyle konuşmak istemiyorum. Evimle, işimle ilgilenmek istemiyorum, içimin huzursuzluğundan yoruldum. Arkadaşlarımla görüşmek istemiyorum, eskiden onlarla görüşmekten keyif alırdım. Kimse beni anlamıyor sanki. Ailemle hafta sonu gittiğim yemekte bile gelecekteki yalnızlığımı düşünüp sıkıldım, sonra çarpıntım oldu. Onları üzmek istemedim ama o huzursuzluğumla onların da keyfini kaçırdım. Ama elimde değil, içimin sıkıntısından kurtulamıyorum.”
Bu örnekten de görüldüğü gibi anksiyete bozukluğu kişinin iş yaşamını, aile ilişkilerini, sosyal hayatını ve günlük işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir. Kişi zamanla kendisini daha yalnız, daha yorgun ve daha çaresiz hissedebilir.
Anksiyete Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi?
Evet, anksiyete bozukluğu tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.
İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür? İlaç tedavisi ya da psikoterapi tek başına kullanılabileceği gibi birlikte de uygulanabilir.
Anksiyete bozukluğu tedavisinde bilişsel davranışçı terapinin başarısı birçok araştırmayla desteklenmiştir. Bu nedenle tüm dünyada en sık kullanılan terapi yaklaşımlarından biridir.
Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal fobi ve asansör korkusu gibi kaygı sorunlarında terapist yardımıyla aşama aşama çalışma yapılmalıdır. Terapist desteği olmadan hastalıkla baş etmek için kullanılan kaçma, kaçınma, güvenlik sağlayıcı davranışlar, sürekli bedene odaklanma ve düşünmemeye çalışma gibi yöntemler kaygının daha da artmasına neden olabilir.
Anksiyete Bozukluğunda Ne Zaman Uzman Desteği Alınmalıdır?
Eğer kaygı günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkilemeye başladıysa, sosyal ilişkilerinizi bozuyorsa, işlevselliğinizi düşürüyorsa ve bedeninizde yoğun belirtiler oluşturuyorsa bir uzmandan destek almak önemlidir. Erken dönemde alınan psikolojik destek, kaygının kronikleşmesini önlemeye yardımcı olabilir.